8. Sınıf 20yy Da Osmanlı Devletinde Düşünce Akımları

XX. YY DA OSMANLI DEVLETİNDE DÜŞÜNCE AKIMLARI

              XIX. yy da yapılmaya çalışılan ıslahat hareketleri amacına ulaşamamış “Hasta adam  “iyileşememiş, eski ve yeni mücadelesi devam etmiştir. XIX. yy’ ın II. Yarısından itibaren devleti kurtarmak için çeşitli fikir akımları ortaya çıkmıştır. Bunlar küçük bir doktrin olarak kabul edilebilir.

      Enver Ziya Karal’a göre İslamcılık Tanzimat’a kadar devletin temeli idi. Hukuk şeriata dayanmakta iken cemiyetin ideolojisi dini duygulardan ibaretti. Devlet topyekûn bir din hamuru ile yoğrulmuş olunca onun dışında dini siyasi bir meslek olarak kabul etmiş olan bir siyasi teşekkül gelmemiştir.

      Tanzimat ile başlayan batıcılık hareketleri Abdülaziz devresinde gelişen Türkçülük akımı ve Genç Osmanlıların çalışmaları, yabancı devletlerin müdahaleleri Müslüman halkta bu hareketlere tepki uyandırdı. Bunun sonucu İslamcılık, Türkçülük, Osmanlıcılık bir siyasi meslek haline gelmeye başladı. Türkçülük, millet duygusuna, Osmanlılık siyasi ve hukuki düşünce tarzına, İslamcılık ise din hislerine hitap etmekteydi.

OSMANLICILIK

            Abdülaziz devrinde ilk kez Osmanlı tarihinde aydınlar Genç Osmanlılar adı altında bir cemiyet kurmuş hükümet icraatını kontrol ve denetleyecek bir idare sisteminin kurulması için siyasi faaliyette bulunmuşlardır. Anayasanın ilanı ,Meclis-i Mebusan’ın kuruluşu , fertlerin sosyal siyasi ve hukuki eşitliklerini kabul eden Osmanlıcılık görüşü Tanzimat’ın sonuna doğru ortaya çıkmıştır.

TEMEL FELSEFE

            Devletin sınırları içindeki fertler arasında dil, din ve ırk bakımından hiç fark gözetmeksizin hepsinin aynı hak ve yetkilere sahip olduğunu kabulle Osmanlı toplumu içinde tam bir kaynaşma ,bir dayanışma sağlanacağı kanısındaydılar.

      1- Milli birlik ,milli şuur , milli mefkure ancak Osmanlı birliği ile ve bu birliğin gereklerini yerine getirmekle gerçekleştirebilecek ve devlette ancak bu sayede yıkılmaktan kurtulabilecekti.

      2-Osmanlıcılık fikri altında Avrupa’nın baskısını yıkmak

      3-Ordu da bütünleşmeyi sağlamak.

      4-Yapılacak her yeniliğin Osmanlılar için yapıldığını göstermek.

      5-Herkesi bir çatı altında toplayıp ,birleştirmek amaçlarını taşımaktadır.

SONUÇ

            Osmanlıcılık fikri 1699 da Karlofça ve Pasarofça antlaşmasından sonra yayılmaya başlamıştır. I. Meşrutiyet döneminde savunulmuştur. Islahat hareketleri ve fikir hareketlerinde zaman ve zemin çok önemlidir. Yukarıdan gelen ıslahatlar hiçbir zaman başarılı olmamıştır. Bazıları tutmuşsa da hepsi tutmamıştır. Ama alttan gelen tüm ıslahatlar tutmuştur.

      Genç Osmanlılar Cemiyeti’nin çalışmalarıyla meşrutiyet fikri ve programı Mithat Paşa’nın da tesiri ile II. Abdülhamit devrinde gerçekleşerek Kanun-ı Esasi’nin ilan edilmesine, parlamentonun kurulmasına, meşruti idarenin yerleşmesine imkan vermiştir. Ancak Osmanlıcılık fikrinin bu zaferi çok sürmemiştir. Balkan halklarının ayaklanması bu düşünce akımının sona ermesine neden olmuştur.

      1-II. Abdülhamit bu fikrin zararlı olduğu kanısına vararak meşrutiyet idaresine son vermiş, istibdat devrini başlatmış bu akımın başarısını sindirerek fikrin öneminin kaybolmasına sebep olmuştur

      2-Osmanlı’nın gücünü yitirmiş olması.

      3-Büyük devletlerin etkisiwww.testindir.com

      4-Çok geç kalınmış olması.

      5-Zaman ve zeminin geçmiş olması.

      Büyük devletlerin Gayrı Müslimleri kışkırtmalarındaki sebep nüfuz mücadelesi yani Osmanlı devletin de söz hakkı elde etmektir. Yabancılar 1600’lü yıllarda dört dörtlük bir şekilde ordunun içine girip birçok teşkilat kurmuştur. Osmanlıcılık zamanında gelişen milliyetçilik akımının gereklerine tamamen zıt olduğundan gerçeklere cevap vermemiştir.

İSLAMCILIK

      1876 dan sonra İslamcılık fikri ağır basmaktadır. İslamcılık Osmanlıcılık fikrinin son döneminde ortaya çıkmıştır. İslamcılık 1876 dan sonra gayrı Müslimlerin  meclisteki kararları Osmanlılardan kopma amacı gütmektedir. İslamcılar kendi aralarında ikiye ayrılmaktaydı.

      1-AŞIRI İSLAMCILAR: Bu gruptakiler geriliğin nedenlerini Şeriattan ayrılmada görür.

      2-ILIMLI İSLAMCILAR: Devletin çöküşünü ve gerilemesine neden olan unsurun İslamiyet olmadığını yanlış anane ve hurafelere dayanan bir din anlayışı olduğunu savunurlar. Onlara göre batı uygarlığının maddi yanını oluşturan endüstrinin, bilimin, teknolojinin alınabileceğini belirtirler. Ancak Avrupa’nın tüm gelenek, görenek, ahlak değerlerinin ve devlet yapısının alınmasına karşıdırlar.

AMAÇ

      1-İslamcılık Osmanlı Devleti’nin sosyal ve siyasi bütünlüğünü korumak amacı ile ileri sürülen bir fikir akımı olarak Tanzimat öncesi, Tanzimat devri fermanları ve bu devrin fikri hareketlerinde ve I. ve II. Meşrutiyetin fikir ve uygulama alanında görülmüştür.

      2-Devlet sınırları içindeki tüm Müslümanları toplayarak devleti güçlendirerek eski gücüne kavuşmasını sağlamak.

TEMEL FELSEFE

            Memlekette İslamiyet’e ve dünyanın her tarafındaki Müslümanlara önem veren ve tüm Müslümanlar arasında bir birliğin gerçekleşmesini mümkün kılmaya çalışan ve devletin sosyal bağlarını din birliğinde arayan bu akım I. meşrutiyetin sonlarına doğru büyük gelişme göstermiştir.Osmanlı sınırları içinde yaşayan tüm Müslümanları toplayıp devleti güçlendirip sonra da diğer Müslümanlara yardım edip, devletin eski gücüne kavuşmasını sağlamak için çıkmış bir fikir hareketidir. Osmanlıcılık meşrutiyet ile devam edebilirdi. Osmanlıcılık terk edilince İslamlığa gidilmiştir. Abdülhamit is-lamcılıktan yararlanmış, mutlakiyetin temel taşı yapmış iç ve dış siyasette İslamiyet’i bir sistem bir sosyal politika prensibi haline getirmiştir. İslamcılık teokratik bir devlet düşüncesini benimsemekte din ve devlet arasında tam bir kaynaşma ifade etmektedir.

SONUÇ

            İslamcılık yabancı devletlere karşı din birliğine dayanan yeni bir kuvvet vs sağlam bir dayanak temin etme gayesiyle gerçekleşmedeki imkansızlığı ve doğuracağı sakıncaları da göz önünde bulundurmadan II. Meşrutiyetten önce panislamizm’in ittihadı İslam prensibi olarak ortaya atılmıştır.www.testindir.com

      Abdülhamit Araplara yakınlık göstermiş ve hatta Osmanlı imparatorluğunun bir Türk- Arap imparatorluğu haline getirmeyi düşünmüştür. Araplara yakınlığının bir işareti de Türkçe bilmeyen ve yazışmaları Arapça yapan Tunuslu Hayrettin paşayı sadaret mevkiine getirmesidir. II. Abdülhamit ayrıca halifeliği üstün bir değer haline getirerek iç ve dış politikada bundan faydalanmaya çalışmıştır. E. ZİYA KARAL (OSMANLI TARİHİ VIII S.543-549 ) I. Dünya savaşında Arapların Osmanlıya karşı savaşması üzerine bu akım geçerliliğini yitirdi.

      1-Vatandaş arasında din ayrımı yapılması bakımından devletin beşeri unsurunu ve dolayısıyla ülke ve hakimiyet unsuru aleyhinde olayların doğumuna sebebiyet vermesi bakımından bu görüş devlet birliği için tehlikeli olmuştur. Gerçek güçlükleri ve muhtemel dış tepkileri dikkate almadan ileri sürülen bu görüş devleti kurtarmak bir tarafa batışı kolaylaştırmıştır.

      2-31 Mart isyanı

      3-İslamcılar arasında birlik sağlanamaması

      4-Müslümanlar arasında gruplaşmalar olması

      5-Milliyet fikriyle her hanedan, herkes ayrı bir devlet kurmaya çalışmıştır.

      6-Dış devletlerin etkisi

      7-Bu fikir hareketinde de zaman ve zemin bulunamamıştır.

      8-Özellikle İstanbul ‘da ki fikir ayrılıklarının çok etkisi vardır.

TÜRKÇÜLÜK

            Osmanlı devletinin çöküşünü önleme çabaları içinde beklide en önemli tesir olarak 1870’lerden sonra başlayan Türkçülük akımının ortaya çıkmasıdır. Milli mücadelenin temel ideolojisini oluşturmuştur. Batılı devletlerin Osmanlıyı yıkmak için giriştikleri siyasi faaliyetleri siyasi faaliyetlere ek olarak buna haklı bir temel yaratmak için Türklerin sarı ırka mensup oldukları, Türklerin medeni kabiliyetten yoksun oldukları iddiaları ortaya atılmıştı. İşte buna tepki olarak bu görüşlerin çürütülmesi yoluna gidilmiş ve ilk defa dil ve edebiyatta Türkçülük akımı başlamıştır. Bu akım özellikle Rusya‘dan gelen Yusuf Akçura’nın gayretleriyle teşkilatlanma yoluna gitmiş ve daha sonraki dönemde Ziya Gökalp bu ideolojiyi sistemleştirmiştir.   Osmanlıcılık ve İslamcılık fikirlerinin iflas etmesi üzerine ortaya atılmıştır. Osmanlı sınırları içindeki Türklerin bir araya toplanıp devletlerini kurtarması için gelişen bir hareketidir. İmparatorluğun kurtarılmasını ancak İmparatorluk sınırları içerisinde yaşayan Türklere ulusal bilincin aşılanarak sağlanabileceğini savunmuştur. Fransız milliyetçilik akımına en yakın olan bu düşünce akımı Kurtuluş savaşının kazanılmasını sağlamıştır. 1900’lü yıllar da ortaya çıkmıştır. Bu akım için II. Mahmut döneminde zemin hazırlanmış Abdülaziz döneminde gelişmiştir.

AMAÇ

      1-Türkler arasında birlik ve bütünlük sağlayarak devletin kurtarılmasını sağlamak.

      2-Diğer Türkleri de daha sonra toplamak amacını gütmektedir.

TEMEL FELSEFE

            Milli bir coğrafya, dil milli tarih için araştırmalar bu hareketin ilmi ve hissi unsurlarını oluşturmuştur. Türkçülük II. Abdülhamit devrinde dil, edebiyat, tarih alanlarında bir fikir hareketi olarak gelişmiş Osmanlıcılık ve İslamcılık gibi idare ve siyaset sistemi haline henüz gelmemiştir.   

      Osmanlıcılığın başarı gösterememesi I. Meşrutiyetin sonunda siyasi ve sosyal bütünlüğü koruma ve o devrin milliyetçilik görüşüne uygun yeni bir akım olan Türkçülüğün doğmasına neden olmuştur. Bu akım devletin kurtuluş ve yükseliş çaresini, milli varlığını milli şuur ve mefkûresi olan Türk unsurunun bir millet halinde oluşmasında milli varlığı idrak etmesinde aramıştır. Kriterleri soy, dil, din, mefkûre ortaklığı olan bir Türk milletinin varolması ile Osmanlı devletinin mevcudiyeti için kuvvetli birbirine bağlı ve aynı cinsten bir sosyal dayanak bulmuş olacaktır. Böylece Osmanlı devletinin bayrağı altında şuursuz bir hayat geçiren Türkler milli şuur ve vicdanın uyandırılmasıyla bir millet haline geleceklerdir. Ziya Gökalp Türkçülük akımını II. Meşrutiyette ilk defa sosyolojik bir metotla inceleyerek eksik, dağınık, çekingen fikirlerin toplanmasını ve bir sistem haline getirilmesini mümkün kılmıştır. Bu durum Türk kamuoyuna sunulmuş kabul ve değer görmüştür. Balkan yenilgileri Osmanlıcılığın bozguna uğraması Türkçülüğün önem kazanmasına neden olmuştur. Osmanlı devleti kendisini yıkan milliyet ve millet düşüncesine dayanarak yıkılıştan kurtulmak istemiştir. Buna göre çöküşü engelleyecek tek bir tedbir Türkçülük düşüncesini geliştirmek ve bir Türk milleti oluşturmaktır.

TÜRKÇÜLÜK VE PANTÜRKİZM (TURANCILIK –PANTURANİZM )

            Türkçülük akımı II. Meşrutiyetin ilanından önce yalnız anavatanı düşünmekle yetinmemiş tüm Türklerin kurtuluş imkânlarını da araştıran Pantürkizm cereyanına doğru yönelmiştir. I. Dünya savaşına da sürüklenmemize de sebep olan Türkçülüğün yeni yönü doğuracağı dış reaksiyon ve gerçekleşmesindeki imkânsızlık dikkate alınmadan Osmanlı devletinin beşeri unsuru dışında kalan Müslüman Türkleri içine alarak şümullü ve yaygın bir görüşü savunmuştur.

      Pantürkizm Osmanlı devletini kurtarmak amacıyla kendisine emperyalist bir yön vermiştir. Ziya Gökalp tarafından ortaya atılan bu akıma göre; Turancılık namı altında yeni bir yön alan Türkçülük cereyanının ileri sürdüğü görüşe göre turan adı altındaki bu muazzam Türk devletinin mevcudiyeti karşısında Osmanlı devletinin varlığı üzerinde de olumsuz bir tesir meydana getirmeyecektir. Bu fikir akımı yine Ziya Gökalp tarafından reddedilerek Türkçülük (Anadolu Türkçülüğü ) ortaya atılmıştır.  Siyasi çehredeki değişiklik bu devleti sırf yıkılmaktan kurtarmak amacıyla milli bir karekter kazanmasını gerekli kılacaktır. Bu siyasi değişiklik devletin Osmanlılık niteliğinde hanedanın haklarında monarşik yapının bünyesinde bir değişiklik oluşturmayacaktır. Din birliği sosyal bir bağ rolünü oynayacaktır. Devlet yine İslami bir karekter taşıyacaktır. İttihat ve Terakki partisinin siyasi programında değer kazanan Turancılık I. dünya savaşında dış tehlikeleri üzerine çektiği gibi realiteye uymadığından başarısızlığa uğramıştır. Ayrıca coğrafi zorluklar da bu fikrin başarısızlığında önemli bir etkendir.

BATICILIK

            Türkiye emperyalizmin boyunduruğunda sömürge tipi yarı feodal kapitalist bir ekonomidir. Bu arada ülke git gide batılılaşmaktadır. Ancak ne hikmetse batılılaştıkça da sömürgeleşmektedir.batıya benzemek için batı kanun ve kurumlarını aktarmak halka karşın yapılmıştı. Tüm çabalar halktan kopuk giderek halkın zararına ve tepeden inme bir nitelik taşıyınca batıcılar halka ters düşecek ve toplum iki yüzyıla yakın bir süredir devam eden bir ikileşmenin içine itilecekti. Taklitçilikten öteye gitmemiştir.

      Devleti o günün batı modellerine uyarak kurtarmak isteyenlerde ikiye ayrılır zamanla. Bir görüş reformların yukarıdan aşağıya devlet eliyle yapılmasını öneriyor. Ahmet Rıza Bey ile Ziya Gökalp savunuyor bu görüşü. Başka bir görüşe göre burjuva yetişebilmesi için yani “teşebbüsü şahsinin” gelişebilmesi için merkezi devletin zayıflaması “adem-i merkeziyet” gerekiyor. Bu görüşü de Prens Sebahattin Bey savunuyor. Birinci görüşün savunucuları İttihat ve Terakki ile 1960 sonuna değin CHP dir. Hürriyet ve İtilaf , Terakkiperver Fırka , Serbest Fırka, Demokrat Parti, Adalet Partisi II. Görüşü savunur. Batılılaşmayı kimler istemektedir. Yönetici kadronun belli bir kesimi ile birkaç iyi niyetli aydın. Batı kurumları topluma aktarılınca gericiliğin üstesinden gelinebileceğine ve imparatorluğun kurtulacağına inanmışlardı. Ancak batılılaşma hareketinin asıl itici gücünü Osmanlı egemen güçleri ile batı kapitalizminin kendisi oluşturmaktadır. Başta sivil- asker bürokrasi artık üründen aldıkları paylarla biriktirilen servetlerini ve canlarını güven altına almak istiyordu. Batılılaşmanın ilk ve en ateşli savunucuları bunlar olmuştur. İkinci olarak temel üretim aracı olan toprağın yeni sahipleri eşraf, ayan ve derebeyler fiili olarak el koydukları toprağın hukuksal olarak mülkiyetini de ister olmuşlardı. Batının özel mülkiyete ilişkin hukuk kuralları bunu sağlayacaktı. kendilerine üçüncü olarak ticaret ve maliye kesimlerine egemen işbirlikçi azınlıklarla yabancı uyruklu tacirler (Levantenler) toplumda liberal ekonominin tüm gereklerinin yerine getirilmesini istemekte ve batılılaşmaktan bunu anlamaktaydılar.

      Batılılaşmanın bir büyük desteği de bizzat batının kendisidir. Çünkü sanayi kapitalizmini tüm temelleriyle kurmuş olan batı bir yandan sanayi ürünlerini satabilecek, öte yandan da sınai üretimi için ucuz hammadde sağlayabilecek dış pazarlara gereksinim duymaktaydı. Bu nedenle gümrük duvarlarının kaldırılması ticaret ve mülkiyet haklarının yabancı uyruklara da tanınması ve yabancıların can ve mala ilişkin haklarının güven altına alınmasında çıkarı vardı. Batının işte tüm bu olanakların kapısını açacaktı batılılaşma. Böylece Osmanlı da artık ürünü ele geçiren kesimle batının istekleri bu dönemde bir birine uygun düşüyordu. Öyle olunca da hiç çekinilmeden tam bir liberal uygulamaya geçildi.

      Kökenini Tanzimat hatta daha önceki Lale devri ıslahat teşebbüslerinde bulan batıcılık akımının felsefi görüşü şudur:

TEMEL FELSEFE

            Osmanlının Avrupa’dan kültür hariç bilimden,teknolojiden yararlanıp onları kendi ülkesinde uygulayarak Osmanlının eski gücüne kavuşması için çıkan bir fikir hareketidir. Meşrutiyetin 23 Temmuz 1908 de yeniden ilan edilmesinden sonra bir düşünce akımı biçimini almıştır.

      Batının sosyal , siyasi, felsefi görüşlerini ifade etmektedir. Bu görüş ancak devletin batılılaşmak suretiyle kurtulabileceğini ve bunun içinde çok yönlü inkılapların yapılması gereğini ileri sürmekteydi.

      Batıcılık akımının taraftarları meşruti idarenin yeniden kurulmasına rağmen Osmanlı imparatorluğunun batışının engellenememesi Osmanlı devletinin bünyesinde meşruti idarenin yaptığı değişikliklerin sınırlı ve eksik oluşunda aramaktadır. Meşruti idare devletin yalnız siyasi bünyesinde bir değişiklik meydana getirmiş fakat sosyal , hukuki, ekonomik, kültürel alanda bir değişikliğin vukuunu mümkün kılmamıştır. Batılılaşma hiçbir müsbet netice sağlayamayan basit bir taklitçiliğe inhisar etmemeli , Osmanlı toplumunun bünyesini , memleketin ihtiyaçlarını dikkate almalıdır. Ona uygun bir hareket tarzı takip etmelidir.

      I. meşrutiyet’ kadar süregelen batılılaşma hareketlerinin önderleri ya padişahlar veya onların destekledikleri sadrazamlardır. I. meşrutiyetten sonra batılılaşmanın fikir yönünden önderliği hükümet dışında ve hükümete rağmen Genç Türklerin eline geçmiştir.

      Osmanlı devletinin dirilmesi için ileri sürülen bu doktrin çatışmalarından bazı faydalı sonuçlar elde edilmiştir. Öncelikle siyasi şuur olgunlaşmıştır. Bu çatışmalardan en doğru , en faydalı yolu tespit edebilmek için edinilen tecrübe ile Türk inkılabının temel prensiplerinin hazırlık çalışmalarında faydalanılmıştır. Ayrıca mazinin hatalı davranışlarındanda ders alarak yeni kurulan devletin siyasi ve hukuki bünyesinde yeni anayasanın esasını teşkil eden hükümler üzerinde de etkiler yapmıştır.

      “Bu çatışmalar Osmanlı imparatorluğunu yaşatmaktan ziyade , yeni bir devletin kurulması için yapılmış olan laboratuar tecrübeleridir.” Prf. Dr. Tarık Zafer Tunaya

FEDERALCİLİK

            Prens Sabahattin tarafından savunulan II. Meşrutiyet sonrası taraftar bulan bu akım her bölgenin özerk olmasını savunurdu.

8. Sınıf 20yy Da Osmanlı Devletinde Düşünce Akımları YAPILAN YORUMLAR

antalya escort izmir escort ankara escort bursa escort adana escort alanya escort izmit escort gaziantep escort eskisehir escort bodrum escort denizli escort diyarbakır escort samsun escort mersin escort malatya escort kuşadası escort konya escort kocaeli escort kayseri escort